Kadın Cinayetleri

2015-02-14 03:20:00

        Kadın cinayetlerinde son yıllarda inanılmaz bir artış var. Tecavüz-taciz zaten toplumumuzun bilinçaltında her zaman vardı. Kadını kendi malı gibi görme yanılsaması bu zihniyetten besleniyordu.  Mal olarak görme durumu elbetteki sakat zihniyetli insanların karşısındaki kadının fikrinin olmayacağını baştan kabul ettiriyordu. Reddedilme durumunda başvurulan şiddetin ana unsuru da budur: Reddedilmeyi kabullenememe. Reddedilmenin getirdiği olumsuz duyguyla, sakat zihniyetli insanın doğuştan var olan özgüvensizliği birleştiği takdirde, o insanda oluşan dayanılmaz yenilmişlik duygusunu örtbas edebilmek için şiddete başvurur. Bu da sonu gelmez şiddet sarmalı içinde toplumumuzun boğulması ile sonuçlanır.          Taciz-tecavüz insanın nefsini dizginleyememesi ve faillerin geçmişinde isteklerini şiddete başvurarak elde etmesi durumunun birbirini besleyerek birleşmiş halidir. Her insanda nefs vardır, nefsani istekleri herkes istinasız taşır. Ancak normal insanlar nefsinin şehevi isteklerini meşru yollarla gidermeye çalışır. Evlilik müessesi bunun için vardır. Sağlıklı nesillerin gelişmesi için evlilik en önemli şarttır. Eğer bu yapılamazsa nefsi kırıcı işlerle meşgul olunmalıdır: oruç tutmak gibi. Burada konuya failleri saldırganlık içgüdüsünden baktığım için, cinsel isteklerin ikili rıza ile tatmini konusunda evliliğin koruyuculuğu ve caydırılığı noktasında yapıcı bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Tabiki de evlilik konusunun gerekliliğini veya gereksizliğini tartışmak isteyen tartışabilir. Benim donelerimle başka düşüncedeki insanların önleyici doneleri farklılık gösterebilir, ben buna da saygı duyuyorum.           Cinayet, tam anlamıyla aklın kontrolden çıktığı anda öfke patlamasıyla gerçekl... Devamı

KUYU

2014-05-22 15:15:00

         Kalabalıktık ve kalabalıklığımız her geçen gün, her geçen saat, her geçen dakika ve saniye gittikçe artmaktaydı. Bizi birbirimize bağlaması gereken sebeplerin çoğalması zahiren olsa da gitgide yalnızlaşıp, kendimize duvarlar örüyorduk. Bu duvarların yarattığı hacmin zıddına biz içlerinde küçülüyor, küçülüyor ve sonunda kayboluyorduk.          Bizim olayımız buydu ve her zaman da bu olacak hissini sonuna kadar yaşatıyordu yalnızlığımız. Sebebine kafa yormaya tenezzül bile etmiyorduk.          İnşa ettiğimiz duvarlarımıza kapılar açmak gerektiğini biliyorduk elbette. Onca insana bir o kadar da kapı gerekirdi çünkü. Kapılar birbirimizden haberdar olabileceğimiz tek araçlardı belki de. O kapıların açılması yaratılması gerekiyordu. Gerekiyordu çünkü kalabalıktık biz… Kalabalık olan sadece bizler değil; zihnimizin içi, hayaller, emeller, yapılması gereken planlar, umutlar, dile getiremediğimiz kötülemelerimizdi çünkü. Açılmasını istemek ise o kapıların kendiliğinden varoluşunun kanıtı değil miydi? Neden kapıların açılması gerekiyordu ki? O kapıların açılması lüzumuna nasıl inanmıştık? Çünkü yalnız olamazdık, yalnızlık kötüydü, pisti, istenmeyendi. Ama bir o kadar da bize aitti o yalnızlıklarımız..            Kalabalıklar içine çıktığımız vakit kendimiz de dahil o kalabalığı oluşturan o kadar çok kapısız insan vardı ki… O kadar ulaşılmazdık ki biz…            Kendimizde de olmayan kapılar yüzünden insanlar arasındaki yaln... Devamı

Yıllık İzin

2013-08-25 21:16:00

    Yaklaşık beş ay sonra emektar blogumda tekrar yazıyorum. Emektar diyorum, çünkü bu blogu açalı 7 sene oldu. İçerik olarak yoğun bir blog olmadığına bakmayın. Aklıma birden birşeyler yazma isteği gelirse, elimin altında bir nevi acil yardım butonu gibi imdatıma koşacak şekilde hazır bekletiyorum. Bazen unutur 5 ay, 6 ay uğramam bloguma.. Çok yazan birisi değilim. Yazmanın kolay bir iş olduğunu düşünmüyorum. En azından bana göre bu böyle.       Neyse bu yazımda kullandığım yıllık izinle ilgili başımdan geçen birkaç olaydan bahsedeceğim. İnfaz koruma memuru olarak meslek hayatında 2,5 seneyi geride bıraktım. İşimiz infaz kurumlarında düzeni sağlayabilmek, mahkum ve tutukluların cezaevinde kaldığı süre boyunca cezalarını sorunsuz ve ıslah edici şekilde çektirebilmek. Bu meslek tabiki yıpratıcı, zor bir memuriyet. Ama insan şükretmeli, gidebilecek bir işimiz var, işleyişe de adapte olabildik.         Yıllık izne ayrıldım. Memleketimde geçirdim yaklaşık 3 haftayı. İzinde başıma gelen ilk olay; hafif bir trafik kazası oldu. Kullandığım araçla kavşağa dikkatsiz bir biçimde girdim. Kendi yolunda giden bir araca çarptım. Allah'a şükür ki sağlık bakımından kimseye birşey olmadı. Arabadan inince karşı arabanın sahibiyle durum kritiği yaptık. Karşı taraf da soğukkanlı ve sakin yaklaştı olaya. Bu bakımdan şanslıydım, zor birisiyle karşılaşıp kazanın sinir harbine dönüşmesi isteyebileceğim en son şeydi. Raporları tuttuk ve aracımı servise gönderdim.       Arabanın serviste olduğu süre içinde gidilebilecek yerlere de toplu taşıma araçlarıyla gitmek zorunda kaldım. Toplu taşıma araçları tabiki toplumun ulaşım ihtiyacını karşılayan en iyi çözüm, bu çözümü küçümsemiyor... Devamı

NAZAN BEKİROĞLU’NUN HAYAT AĞACI :NAR AĞACI

2013-03-07 11:16:00

               Okuduğum kitaplarla ilgili inceleme yazısı uzun zaman oldu, yazmıyordum. Bu son bitirdiğim kitap, bana kendisini paylaşmamı salık verir gibi hemen ardından yazdım bu yazıyı. Öncelikle Nazan Bekiroğlu’nu daha önce hiç okumamıştım. Yazarın kendisi de pek göz önünde olan birisi değil. Trabzonlu olup bugüne kadar sadece Trabzon’da yaşamakta. Akademik kariyerini de profesör olarak sürdürüyor.             Son romanı ‘Nar Ağacı’ kitabını çıktığı tarih olan Ekim 2012’de alıp koymuştum kitaplarımın arasına. Bitirmek bugüne nasip oldu. Şimdi bu kitaptan ne aldım, neler anladım, bunları açıklamaya çalışacağım.             Öncelikle Bekiroğlu, romanda konu olarak dedesi Settarhan ve büyükannesi Zehra’nın ayrı ayrı hayatlarına fokuslanıyor. Bunu yaparken okura seyahatname tadında, geçmişe yolculuk sunuyor. Balkan Harbi yıllarının getirdiği umutsuzluk, ayrılık, şehadet konularını ustalıkla ele alıyor yazar. Trabzon – Bakü – Tiflis – Tebriz – Batum – İstanbul hattında geçiyor hikaye. Settarhan, İran’da halı ticareti yapan Mirza’nın deli fişek oğludur. Settarhan halı atölyesinde çalışan ve aileye küçük yaşlarda öksüz ve yetim olarak giren Azam adlı kıza derin bir aşk duygusuyla bağlıdır. Azam’la evlenmeye niyetlidir. Babası Mirza da iki genci nişanlayacaktır ancak önce Settarhan’ı ticaret yaptığı yerlere hesabı kesmek ve halıları götürmesi için seyahate yollar. Settarhan 3 farklı şehre uğrayacaktır. Bu gidiş bölümlerinde Bekiroğlu karakterleri çok güçlü yansıtmış, Settarhan’ın  yaşadığı durumları &... Devamı

Özlemek

2013-01-31 15:29:00

  Yaşarken kesinlikle farkına varamadığın, düşünmediğin, üzerinde durmadığın bir duygudur özlemek. Ancak aradan belli bir vakit geçtikten sonra anlarsın bazı şeyleri özlediğini… Hafızana dönüp baktığında anlam kazanır, o anda yaşarken farkına varamadığın şeyler. Özlem duygusu olmasıydı, belki de robotlaşacaktık, umarsızlaşacaktık. Değer bilmeyi bilemeyecektik. Tarihçilik diye bir bilim dalı bile olmayacaktı belki de.. Her daim öykünen, tarihini geleceğe yol gösterici pusula görevini atfedenler, geçmişe olan özlemleriyle adım attılar belki de tarihçiliğe.. Özlem duygusunu dindirebilmek için her şey not edildi, ileride okunmak için.. Özlemek, insanda geçmişe dair buruk bir tad bırakıyor şüphesiz… Olan oluyor, geçen geçiyor. Ve her şey bu anda yaşanıyor. Sonrasını düşünmeden değişiyor her şey. İnsanlar değişiyor, şehirler değişiyor, arkadaşlar değişiyor. Sen de değişiyorsun. Bir tek, içindeki özleyen kalbin değişmiyor. Seni sen yapan kalbin dünyaya, değişime kafa tutuyor… Hafızanın önemini bir tek kalbin anlıyor. Kalbin, hep geçmişteki güzel şeylerde kalmak istiyor. Kalbinin bu isteği gerçekleşmiyor maalesef… O sadece özleyen özne görevini üstleniyor sessizce… Özlemek; kelime olarak da çok şey anlatıyor aslında yukarıda bahsettiklerim ile ilgili.. Öz’ünü yani kalbini olaylarda bırakıyorsun. Hayatının önemli-önemsiz her anında bir iz bırakıyorsun şimdiye yönelik. O izler işte senin öz’ün, kalbin, ruhun, anlayışın hepsi yaşadığın an ile kodlanıyor. Yaşarken farkında olmadan bir çıpa atıyoruz şimdiye… farkına ancak ve ancak hafıza ile varabiliyoruz. İşte işin en dramatik kısmı da bu aslında.. Hafıza ile anlayabiliyoruz özl... Devamı