KUYU

2014-05-22 15:15:00

         Kalabalıktık ve kalabalıklığımız her geçen gün, her geçen saat, her geçen dakika ve saniye gittikçe artmaktaydı. Bizi birbirimize bağlaması gereken sebeplerin çoğalması zahiren olsa da gitgide yalnızlaşıp, kendimize duvarlar örüyorduk. Bu duvarların yarattığı hacmin zıddına biz içlerinde küçülüyor, küçülüyor ve sonunda kayboluyorduk.          Bizim olayımız buydu ve her zaman da bu olacak hissini sonuna kadar yaşatıyordu yalnızlığımız. Sebebine kafa yormaya tenezzül bile etmiyorduk.          İnşa ettiğimiz duvarlarımıza kapılar açmak gerektiğini biliyorduk elbette. Onca insana bir o kadar da kapı gerekirdi çünkü. Kapılar birbirimizden haberdar olabileceğimiz tek araçlardı belki de. O kapıların açılması yaratılması gerekiyordu. Gerekiyordu çünkü kalabalıktık biz… Kalabalık olan sadece bizler değil; zihnimizin içi, hayaller, emeller, yapılması gereken planlar, umutlar, dile getiremediğimiz kötülemelerimizdi çünkü. Açılmasını istemek ise o kapıların kendiliğinden varoluşunun kanıtı değil miydi? Neden kapıların açılması gerekiyordu ki? O kapıların açılması lüzumuna nasıl inanmıştık? Çünkü yalnız olamazdık, yalnızlık kötüydü, pisti, istenmeyendi. Ama bir o kadar da bize aitti o yalnızlıklarımız..            Kalabalıklar içine çıktığımız vakit kendimiz de dahil o kalabalığı oluşturan o kadar çok kapısız insan vardı ki… O kadar ulaşılmazdık ki biz…            Kendimizde de olmayan kapılar yüzünden insanlar arasındaki yaln... Devamı

Değişim

2012-04-15 01:05:52

Daldığın düşüncelerin sana nefes aldırmak istememesi.. Nedenini düşündün mü?  Kurtulmak istediğin, yeni yollarda yürümek istediğim, o kaygıların bitmesini istediğin dünya çok mu uzak sana? Belki bilmediğin için.. Sevmek istemediğin için... Bulunduğun dünyanın gidişini yerdiğin için.. Belki de değişmek istemediğin için.. Çözümü bulamazsın, çözümsüzdür. Çünkü o problem senin içinde.. Olmayan zehrin panzehri de yoktur. Seni düşündüren şeylerin bitmesini sadece kendi içinde son verebilirsin. İçini bilirsen o zaman bilirsin herşeyi, seversin, değişirsin... Hayatta hiçbir şey durağan değildir. Değişecektir. Kafandaki olumsuzlukları besleme... Olumsuz düşünme, değişimin yollarını ara ve önce zihnine tatbik et. Zihninde yaşa ilk önce ve bıkma. O zaman belki değişim yolları serilir önüne...  Devamı

Farklılıklara Tahammül...

2011-09-16 03:20:00

Bayağı gelmiyordum, iyi oldu bu. Bu gece farklılıklara tahammül hakkında birşeyler yazmayı deneyeceğim.  Çocukken mahallede herhangi bir olağandışılık dikkatimizi çektiğinde hemen zihni reaksiyonlarımız tabiri caizse dalga dalga olurdu. Bu bir durum veya kişi olsun hemen bir yabanilik duygusunu tetikleyen bir olgu olmuştu zihnimizde...  Bu, okulda da sürdü. Çoğunluk çalışkansa tembeller kötülenir, tembeller ağırlıktaysa çalışkanlar inek sıfatına layık görülürdü. Bu bizim içimize çocukluktan itibaren işlemişti. Farklı'dan korkuyor, istemiyor, daha doğrusu özümseyemiyorduk. Davranışlarımızı "Aman kimse bizi dışlamasın!!" kaygısıyla arkadaş çevremizde düzenledik hep bilinçli veya bilinçsiz olarak..  Sonraki dönemlerde de aynıydı. Saçlarını uzatan marjinal tiplerlere kıl oluyorduk. Ya da şartlar bizi kıl oldurduyordu. Değişik tarzda giyinenler hep bir göz süzme işlemine maruz kalırdı. Ama bu çevreden çevreye değişir tabiki...  Farklılıklara fikri olarak da karşılaşmaya başladık. İnsan düşünen bir varlık olduğu için; gerçek objektif, doğru ise subjektif bir kavram olarak vardır. Bunun doğal sonucu olarak; yaşayış biçimleri, hayat felsefeleri, ideolojiler herkesin kendi perspektifinde doğruluğu üstleniyordu. Sonuçta herkesin aynı olması imkansızdı. Çevre denilen faktör de buna muhalefet gibi görünse de, farklı düşüncelerin filizleneceği ortam yine sosyal çevrelerdir. Gerçi zamanımızda internet faktörü buna biraz istisnai bir unsur olarak görünüyor. Bizim toplumumuz farklılıklara tahammül edebilmeyi öğreniyor diyebilirim umutla... Bütün kültürlerin beşiği olan ülkemizin buna şiddetler ihtiyacı var ç&u... Devamı

İnternet Güzel Ama...

2010-12-19 15:49:00

  Evet.. İnternet bizi oyalayan bir meşkale oldu artık. Eskisi gibi sadece bilgi için kullanılmıyor, adeta oturduğumuz yerden sosyalleşme çabamızı tetikleyen bir araç oldu. Hem de amaçsızsa dolaşıldığında çok zaman kaybettiren,  işlerimizi geciktiren birşey...    Bu interneti ilk bulan insanlar acaba bunun insanların zihninde bir alt kültür olabileceğini düşünmüşler midir? Bu çağ açan , işe yarayan, araştırmacı kişilikleri doyuran memba bir o kadar da gereksiz bilgilerin depolandığı , adeta bilgi çöplüğü olmasının önüne nasıl geçilebilir?    Ben internette araştırma ödevi bulmak istediğimde Facebook , Twitter vb. sosyal ağlara da ister istemez girmekteyim. Bu da bir gereksinim olmuş artık zihnimde. Hatta bazen gün içinde aklıma gelen özlü sözleri ''Ha hemen şu sözü paylaşayım Tiwitter'da beni takip etsinler.'' gibi iç konuşmalar geçirebiliyorum. Arkadaşlarım çoğu da sosyal ağlarda, bu yüzden haberleşme açısından güzel bir araç  Facebook, ama bir hocamın dediği gibi : ''Facebook güzel birşey ama, hani bir şeyin şeyini çıkarmak var ya... Anlayın işte..!''     Evet bazen internetsiz olsaydık da kütüphanelerde kitap sırası beklesek veya  kütüphane müdürünü arayıp boşta kitaplarınız var mı acaba? diye sorabilseydik nasıl olurdu acaba.. E-mail yerine arkadaşlara : '' Son mektubuma neden cevap yazmadın gibi '' diyaloglar kurabilsek.. Ama internetsiz hayat şimdikinden daha kolay olmayacaktı bu kesin... Mesela internet olmasaydı bu yazıyı paylaşamayacaktım...     Bu yüzden internet güzel ama abartıya kaçmamak gerekiyor. Ne demiş büyüklerimiz : ''... Devamı