JEAN CHRİSTOPHE GRANGE’IN SON ROMANI ÜZERİNE: SİSLE GELEN YOLCU

2012-10-30 16:28:00

                          Jean Christophe Grangé Türkiye’de de büyük ilgi gören yazarlardandır.  Yazarın ayrıntı gücü ve karakterlere verdiği tutku romanlarını taşıyan en büyük özelliğidir.                         Grangé’ı ilk “Taş Meclisi” romanıyla tanıdım. Bir roman ismi olarak fazla çekici gelmese de bu romanını bitirdikten sonra  bu yazarın bütün kitaplarını okumalıyım diye geçirdim içimden. İlk romanını okuma sürecim de ilginçtir. O dönemlerde ben e-kitaplarla fazlaca ilgileniyordum. Çeşitli Reader programlarını bilgisayara yüklüyor ve muhtelif sitelerden e-kitaplar indiriyordum. Hatta bir arşivim de var. Ama gerçek kitaplarla ilgimi hiçbir zaman kesmedim. İşte bu dönemde okuyup bitirdim “Taş Meclisi”ni. Bu kitabın genel konusu; insan yapısı üzerindeki nükleer değişimlerdi. Kitabın finalinde ana karakterin annesinin düşman olduğu anlaşılıyor ve nükleer reaksiyonla ayıya dönüşüyordu. Sınırsız bir hayal gücü…                         Ardından, ülkemizin yakın geçmişiyle alakalı ve hatta filmi de çekilen “Kurtlar İmparatorluğu”nu okudum. Final bölümü beni pek tatmin etmese de genel olarak kendini heyecanla okuttu. Bu romanda Fransız bir kadının geçmişine yolculuğunu ve kendini Türk olarak keşfetmesi anlatılıyor. Keşfettiği gerçek yüzüyle kocasının kurduğu gizli örgütü çökertiyordu.        &... Devamı

İslamcılık

2012-09-13 17:17:00

  Uzun zaman sonra yine bir yazı ile düşüncelerimin izdüşümünü burada paylaşmaya çalışacağım. Bu seferki konum: İslamcılık…             Son bir aydır gündemin yoğunluğunu oluşturan hain terör saldırılarının etkisindeydi. Bu etkiden arta kalan zamanlarda ise İslamcılık konusu fikri olarak tezahür etti. Ben de çoğu gazeteci ve yazarların bu konuyla ilgili yazılarını ilgiyle takip ettim. Benim için ve çoğu insanlar için bilgilendirici olmuştur diye tahmin ediyorum. Her yazar kendi penceresinden tartışmaya farklı bir boyut kattı. Benim bundan ne aldığım ve düşüncelerime olan etkilerinin bir sentezini yansıtmaya çalışacağım.             Öncelikle söylemem gerekir ki; bu konuyu tartışabilecek kadar konuya hakim, akademik kariyerini bunun üzerine yapmış insanlar gibi bilgili biri değilim. Ancak kendi birikimimin getirmiş olduğu dünya görüşüme göre bu konuda bir-iki şey söyleme hakkımın olduğunu düşünüyorum. Elbette düşüncelerim kesin bir yargı değil, sadece başta belirttiğim gibi düşünceden ibarettir. Ben zaten blogumu düşüncelerimin fonksiyonel olarak hayat bulduğu bir platform olarak görüyorum.             İslamcılık; 18. ve 19. yy.da dinin etkisinin yavaş yavaş ortadan kalktığını gören mütefekkirlerin ortaya atmış olduğu, İslamı batılı ülkelerin etkisinden korumak için, yani dinin sekülerleşmesini önlemek için, batılı ülkelere gelişmişlik olarak yaklaşabilmek için öne sürülen bir akımdır. Bu düşüncenin demode kaldığını düşünen yazarlardan biri Mümtaz’er Türköne’dir. Tü... Devamı

'Hikmet'i Anlayabilmek

2012-07-23 11:44:00

          Güneş tepeden kızgın bir canavar gibi ışınlarını acımazsızca dağıtmaktaydı yeryüzüne. Bu ilk hayal kırıklığı değildi. Bir çok kez aldanmış, hayatında yer verdiği insanların ihanetine uğramıştı. Her zaman iyi şeyler olacağı varsayımıyla hareket etmiş, kendini ona göre kurgulamıştı. Fakat, bir el özellikle hüsrana yönlendiriyordu sanki…            Teselliedici kimsesi yoktu. Zaten hep böyle olmuştu. Her zaman yalnızdı. Şimdi ise içine düştüğü dipsiz kuyu hezeyanlarını nasıl bertaraf edebileceğini düşünmek istiyordu. Tabi kendini toparlayabilirse..  Zamanın umarsızca işleyişi, hiç ondan yana olmamıştı. Ümidini korumak istiyor, ancak kendinde o gücü bulamıyordu.            Onu üzenin, aslında dünyanın kötü gidişi olduğunu bilmiyordu. Umursamazlıklar, sorumsuzluklar, emanete hıyanet, gıybet, haset, kendi bildiğini en üstün görme, bencillik, sahibini görünmez kılan şişkin egolar… Dünyanın değişen değer kabul yargıları; insanlara doğrunun kötülükte, bencilliğin ise adil olduğu düşüncesini telkin ediyordu. Artık kendi fikirlerini üretemeyen, sadece tüketen, hayata dair sorumluluklarını ortadan kaldırmış olan düzene adeta tapan insanlar yetişmekteydi…           Kendisini ise buna mukayese ederken, bazen çok küçük de olsa kendini o insanlara ispat etmek gibi gereksiz bir çabanın içinde buluyordu. -Sanki en doğruyu onlar biliyormuş gibi…-  Bazen de  “Ya ben mi çok safım, yoksa diğerleri mi çok akıllı?”  diye kendisini tartmaya çalışıyordu.    ... Devamı

Apartman

2012-07-18 15:56:17

             Sıcak yaz günleri vardır ya… Girersin apartmana, serindir. Hiç çıkmak istemezsin. Püfür püfür esintileri apartman kapısı altından hissedersin. Sıcak günlerde, çocukluğumuzda apartman önemli bir sığınaktı bizim için… Çocukluk oyunlarımızın çoğu apartmanda geçerdi. Bankacılık oynardık mesela. Sigara paketlerini para haline getirir, güya apartmana yatırırdık kapı altından. Apartman çocuğuyduk biz…             Bazen anne babayla gece gezmelerine çıkardık. Tanıdıkların apartmanı önünden geçerken değişik duygular kaplardı içimi. Çocuk düşünceyle sebepsizce mutlu olurdum. Balkondan selamlaşırdık bazen komşularla…  Yaz geceleri, benim için tepedeki Ay’a bakıp hayallere dalmaktı. O hayallerde geleceğin korkutucu, endişe getirici duygulara yer vermezdim. Hep umutlu idim. Apartman eşiğinde oturup geceyi hayallerde yaşamak büyük keyifti.             Gece sokağa çıkan çocuklarla oyunlar oynardık. Anneler bir araya gelip çekirdek çitlerlerdi. Yaz geceleri mahalle aralarında çok güzel geçerdi. Şimdi bile sokağa çıkarken özlüyorum o günleri.             Bazen bir kertenkele apartmanın birine tırmanmış olurdu. Biz de çocuk halimizle korkar, endişeye düşerdik. Mahallenin abileri atılırlardı kertenkeleyi yakalamak için. Apartman boşluğundan sopalarla kovulmaya çalışılırdı kertenkele…             Gece apartman önünde oynarken ilginç böcekler türerdi, bi... Devamı

Şahitliğin Yapıcı Etkisi

2012-06-02 15:44:27

            Gerçekler hiçbir zaman gizli kalmıyor. Büyük etkiler yaratan, olumsuz geri dönüşleri olan, iyi niyet emareleri barındırmayan önemli olaylar vardır hayatta. Bu olaylar kötü niyetli insanlar tarafından planlanır, şartların olgunlaşmasıyla beraber işleyen düzene adeta zehirli iğne gibi zerk edilir. Bu olayların alt yapısı sistematik olarak planlanarak, tam olması gereken zamanda veya “ne olacaksa olsun, bizim düşüncelerimiz yeşermeli” düşüncesiyle kaotik müdahalelerle de olgunlaştırılabilir.             İşleyen sistem ve düzen, halkın benimsediği, daha iyi olması için daha istekle çalıştığı, her sağduyulu bireyin kendisinden bir şeyler katabildiği; zengin, kozmopolit, demokrat ve en azından adil olmaya çalışan bir düzen olabilir. Buna hayatın her katmanından örnekler verebiliriz. Yaşayan her bireyin okulda, devlet katında, arkadaşlık ortamında ve daha birçok insanı ilgilendiren sosyal yapılarda bu türlü tez-antitez örnekler vardır. Bu darbe psikolojisinin temelinde insanların farklılıktan, değişiklikten, mozaik yapının getirdiği renklilikten gelen çeşitliliği kötü yorumlama ve ürkme psikolojisi yatar. Despot anlayışa göre insan tek tip düşünmeli, tek tip söylemeli ve yaşamalı vs. Komünist düzende sanat bile insanlar için değildir. Sovyet kalıntısı eserlere baktığımızda bile bunun etkisini açıkça görürüz. Tek düzen çizgi ve sade şekiller, mimarlık açısından sokakların bile aynı olduğu şehirler gibi…             Düzen bozucu olaylar ve müdahalelerin savıcısı olan ve olduktan sonraki düzenin oturmasını bertaraf ede... Devamı