Sev...

2011-08-05 02:01:00

Çıkmaz yollara düşersin bazen.. Dipsiz kuyulara düşmüş hissedersin kendini belki. Hatta bunu benim kadar yaşayan biri var mıdır acaba diye düşünürsün.. O'nu kendine aitmiş gibi hissedip O'na ulaşmanın imkansızlığını görürsün.. Sonra..? Neden çıktı ki o zaman karşıma? Neden yani? Onun varlığını bilmeden yatağıma girip rahat bir uyku uyuyabilirdim... Düşünüyorum da, Buket Uzuner'in "Mavi Ada Kumral Tuna"sındaki Tuna gibiyim sanki. O'nun Mabel'i olmuş, sırf O'nun için o sıfatı doğal olarak giyinen.. O'nun yanında O'nsuzluğu yaşayan... Kaderciyimdir ama... Bundan taviz veremem, herşey Rabbimin takdiri.. O'nu karşıma çıkarıp bu "acı"yı ( Evet bana göre Acıdır bu ) yaşatmasında da bir hikmet vardır.  İçimden O mu olmalıydı ki aşık olacağım insan bile diye soruyorum... İsyan etmeyeceğim. İsyan edemem; benim elimden sadece sevmek gelir.. Ben severim; O sevilen bir insan, aşık olunası bir insan olduğunu bile kalbime tasdik ettirerek... Ne demiştik.. Aşk O'nu O'ndan ayrı düşünebilmektir... İyi ki sevilen,aşık olunan bir insansın... İyi ki o heyecanı bana varlığınla, sadece varlığınla tattırabildin.. Daha ötesi meşk olurdu zaten.. Uğrunda ölemem belki ama severim, dedim ya sadece sevmek gelir elimden.. Sen yine sevil, mutlu ol, aslında senin ne yaşacağın beni zerresiyle ilgilendirmez... Ama sevdim ya sende hayatımdaki yerinin aldın.. Umarım bir gğn sevde seversen o zaman anlarsın.. Benim tavsiyem : Sev... Bu kadar... Samet TURAN Devamı

O

2011-08-02 10:07:00

O'nu görmüştüm. Okulun ilk günüydü. Birbirimizle tanışmaya çalışıyorduk. Çekingendik. Sonra muhabbet arasında O'nunla ilk diyalogum gerçekleşti. Bir soru sordu ilk, hatırlamıyorum. O'na o kadar odaklanmıştım ki O'na bakan gözüm dışında hiç bir duyum organım çalışmıyordu sanki. O'ydu o anda.. Sadece O... Ben derin sularda inatla yüzmeye çalışan, içimdeki aysberglerin en dibinde kendine yaşam alanı yapan biriydim..  İlk günler fazla düşünmedim O'nu, hep bilinçaltımın en derin noktalarına itmeye çalıştım. Kendi kendine üzmeye eğilimli, hastalıklı bir ruh halindeydim... O'nun gelmediği günler oldu sonra.. Ama sanki ben de gelmemiştim O'nunla.. O'nu hep içimde yaşıyordum.. Belki de, evet belki de ben O'ydum.... Samet TURAN Devamı

İşime Alışmaya Çalışıyorum..

2011-07-31 23:18:00

Sevgili anı defterim. Yazmayalı uzun zaman oldu. İtiraf etmeliyim ki "yazmak"için biraz pişmem gerekiyor. Bu yüzden birşey yazmaya kalkışmak için biraz zihnimdebirşeyler biriktirmem gerekiyor. Ayrıca Twitter da Blogger'ları tembelleştirmedi değil, mikro bloglara çok çabuk alıştık. Neyse... Bundan yaklaşık beş ay önceydi. Üniversite okumaya devam ediyordum. Ama para sıkıntısı çekiyordum. Bir iş bulmam gerektiğini düşündüm. İnternetten Adalet Bakanlığının İnfaz ve Koruma Memuru alımı yaptığını öğrendim. KPSS puanım lise düzeyinde 79'du. Ortalama bir puan, ne fazla ne çok... Gittim mülakatlara. 95 puanla İnfaz Koruma Memurluğunu kazandım. Artık halk diliyle 'Gardiyan'dım.. İlk haftalar çok zor geçti. Yapı olarak fazla resmiyeti sevmeyen birisiyim. Bu yüzden, memurların arasındaki ast-üst ilişkisine zor adapte oldum. Bundan daha mühim bir olay vardı; işim, toplumla uyum sağlayamayan, bir şekilde suça bulaşmış insanlarla çalışmamı gerektiriyordu. Ben ise insanlara her zaman sabırla yaklaşan tavrı benimsemişimdir. Bu tavrımı burada daha da özenli olarak sürdürmeye çalıştım. Sonuçta onlar da insandı... Ama iyi niyetimi kötüye kullanan insanlar da çıktı, çıkacaktır da... Ama ben devletin bana getirdiği bu sorumluluğu en iyi şekilde taşımaya niyetliyim. Ordaki insanlar en çok kendilerinin adam yerine konmasını istiyorlar. Bu yüzden mahkumun derdini dinlerken sözünü sonuna kadar bitirmesini bekliyorum. Tabi bazen sabrımın taştığı anlarda oluyor ama bir şekil her iki tarafında az kırılmasına gayret ediyorum. Bence toplumca en büyük sorunumuz, tolumca yaşadığımız her kötü olayda bizim de bir payımızın olduğunu kabullenememiz.. Kendimizi sütten çıkmış ak kaşık zannediyoruz toplum... Devamı

İnternet Güzel Ama...

2010-12-19 15:49:00

  Evet.. İnternet bizi oyalayan bir meşkale oldu artık. Eskisi gibi sadece bilgi için kullanılmıyor, adeta oturduğumuz yerden sosyalleşme çabamızı tetikleyen bir araç oldu. Hem de amaçsızsa dolaşıldığında çok zaman kaybettiren,  işlerimizi geciktiren birşey...    Bu interneti ilk bulan insanlar acaba bunun insanların zihninde bir alt kültür olabileceğini düşünmüşler midir? Bu çağ açan , işe yarayan, araştırmacı kişilikleri doyuran memba bir o kadar da gereksiz bilgilerin depolandığı , adeta bilgi çöplüğü olmasının önüne nasıl geçilebilir?    Ben internette araştırma ödevi bulmak istediğimde Facebook , Twitter vb. sosyal ağlara da ister istemez girmekteyim. Bu da bir gereksinim olmuş artık zihnimde. Hatta bazen gün içinde aklıma gelen özlü sözleri ''Ha hemen şu sözü paylaşayım Tiwitter'da beni takip etsinler.'' gibi iç konuşmalar geçirebiliyorum. Arkadaşlarım çoğu da sosyal ağlarda, bu yüzden haberleşme açısından güzel bir araç  Facebook, ama bir hocamın dediği gibi : ''Facebook güzel birşey ama, hani bir şeyin şeyini çıkarmak var ya... Anlayın işte..!''     Evet bazen internetsiz olsaydık da kütüphanelerde kitap sırası beklesek veya  kütüphane müdürünü arayıp boşta kitaplarınız var mı acaba? diye sorabilseydik nasıl olurdu acaba.. E-mail yerine arkadaşlara : '' Son mektubuma neden cevap yazmadın gibi '' diyaloglar kurabilsek.. Ama internetsiz hayat şimdikinden daha kolay olmayacaktı bu kesin... Mesela internet olmasaydı bu yazıyı paylaşamayacaktım...     Bu yüzden internet güzel ama abartıya kaçmamak gerekiyor. Ne demiş büyüklerimiz : ''... Devamı

İlginç Bir Köpek Hatırası...

2010-06-30 10:03:00

       Bursa'da  geçici olarak kaldığım evde her zamanki gibi saat 7.00 de staja gitmek üzere telefonumun alarmıyla uyandım. Hazırlanmam 10 dakikayı geçmez genelde, yine öyle oldu. Tam apartman dairesinin kapısında ayakkabılarımı giymek üzere hazırlığa giriştiğim vakit apartmanın koridorunda bir hareketlenme işittim. Ayakkabılarımın bağcıklarını başlamak için eğildiğimden, sadece sesi duyabildim. Başımı kaldırdığımda ağzımdan istemsiz olarak bir çığlık koptu.      Karşımda kocaman bir Sibirya kurdu vardı ve bana bakıyordu. Ben şaşkınlığımı atlattıktan sonra onu kovmaya çalıştım. Köpeklerden hoşlanmam ve de korkarım. Üstüne birşeyler atar gibi yaparak kovma girişimim başarısız olmuş, köpek bana, bende köpeğe bakıyordum. Bir taraftan da bu köpeğin sabahın köründe bu apartmanda ne işi olabilir diye idrak etmeye çalışıyordum. Öyle kalakaldıktan sonra 2 dakika sonra birden havlamaya başladı. Sesi de oldukça gür çıkıyordu ve apartmanın yankısıyla daha da korkunç hale geliyordu. Bense irkilerek kapının ardına hareketlendim. Kapıyı çekmeyecek, onun gidip gitmediğni gözleyecektim. Sonra yavaş adımlarla apartmanı terketti. Ben ise hala şoktaydım. Ayakkabıları mı giydikten sonra yavaşça çıkış koridorunda ilerlemeye başladım. Çünkü dışarıda, yakın bir yerde bekliyor olabilirdi. Koridorun sonunda duvarın kenarından gizlice etrafa bakındım. Köpeğin uzakta olduğunu görünce çıktım.     Aslında hala tedirgindim. Bu köpek de nerden çıktı diyerek hala içimden konuşuyordum. İşten sonra eve döndüğümde bir arkadaşım bana bu olaydan bir kaç gün sonra birşey anlattı. O da sabah çıkmak üzere hazırlanırken aynı köpeği görmüş ve bayağı korkmuş. Ben... Devamı